Maaşlar eriyor!

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Haziran ayı enflasyon rakamlarını açıkladı. Yıllık enflasyon, tüketici fiyatlarında (TÜFE) yüzde 15,72, yurt içi üretici fiyatlarında (Yİ-ÜFE) yüzde 25,04 olarak belirtildi.

Enflasyon hesaplamalarında ciddi bir sıkıntı olduğunu her zaman ifade ediyoruz. Genel bir enflasyon sepeti oluşturuluyor, eksiler, artılar birbirini götürüyor, neticede bir rakam çıkıyor, buna da enflasyon deniliyor.

Öncelikle 82 milyon Türk vatandaşının harcama eğilimleri aynı değildir. Yüzde 10’luk en zengin kesimle, yüzde 10’luk en fakir kesimin gelirlerindeki harcama tercihleri çok farklıdır.

Örneğin, asgari ücretli dar gelirli bir ailenin mutfak masrafı gelirinin çoğunu teşkil eder, geri kalan kısım da kira ve faturalarıdır. Zengin bir aile için bu saydığımız masraflar en önemli gider kalemleri değildir, devede kulak mesabesindedir.

Dolayısıyla zengin-fakir ayrımı yapmadan enflasyon sepeti oluşturularak hesaplanan bir enflasyon rakamı, fakirin daha da ezilmesi, satın alma güçlerinin daha da daralması, maaşlarının daha da erimesi anlamı taşır.

Örneğin, emekli aylıkları… SSK ve Bağkur emekli aylıklarına Temmuz ayı itibarıyla yüzde 5, memur emekli aylığına da yüzde 6 zam yapıldı. Ocak ayında memur ve memur emeklilerine yüzde 4 zam yapılmıştı.

TÜİK verilerine göre, kırmızı etin fiyatı bu yılın Ocak ayından Haziran ayına 6 aylık dönemde yüzde 18,93 arttı, süt yüzde 9,3, beyaz peynir yüzde 11,56, tavuk eti yüzde 39,61, ekmek yüzde 9,6, kuru fasulye yüzde 17,3, limon yüzde 145 arttı. 

Bunlar en temel gıda ürünleri… Yıllık artıştan bahsetmiyoruz, 6 ay içindeki artıştan bahsediyoruz. 6 ay için emeklimize yapılan zam yüzde 5-6…

Düşünebiliyor musunuz, emekli vatandaşımız yüzde 5 zam almasına karşın aldığı tavuk etinin maliyeti yüzde 40, limonun maliyeti yüzde 145 artmış durumda…

Aldığı zaten açlık sınırının çok altında bir maaş, ona da resmi enflasyonun bile altında bir zam yapılıyor. Ki başta da belirttiğimiz gibi dar gelirlinin enflasyonu resmi enflasyonun çok çok üstünde…

 Emekli maaşlarına yapılan zam oranlarına hükümete yakınlığıyla bilinen sendikalar bile tepki gösterdiler. Memur-Sen’den yapılan açıklamada, “Enflasyonu dizginleyemeyen ekonomi yönetimi bilmelidir ki; enflasyon karşısında ezilen kamu personeli fotoğrafı, algısal düzeyde bile yok edilememiştir” ifadeleri kullanıldı. 

Peki, Anayasamızda yazan “sosyal devlet” tanımına uymayan bu olumsuz tablonun çözümü var mı?

Elbette var, Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın 2005 yılında dünyaya tanıttığı, bugün 4 milyar nüfusu aşan BRICS devletlerinin uyguladığı Milli Ekonomi Modeli…

Başta Rusya ve Çin gibi BRICS devletleri Milli Ekonomi Modeli’nin oluşturduğu sosyal devlet anlayışıyla kendi emeklisine, işçisine, memuruna yaşanabilir bir yüksek hayat standardı sunarken, bizler Türk milleti olarak bu eşsiz çözümü ve çözümün sahibini görmezden gelmenin acı faturasını ödüyoruz.

Milli Ekonomi Modeli dünyada tüketim endeksli olan tek denge analizidir, yani tüketim odaklı bir ekonomi anlayışı ortaya koyar. Önce tüketim canlanmalı ki, üretilen mamullere pazar bulunabilsin.

Tüketimin olmadığı yerde üretim yapılamaz, işsizlik önlenemez, sağlıklı bir büyüme elde edilemez.

Bu sebeple Milli Ekonomi Modeli, milli gelir ve kaynaklar karşılığı basılan Milli Para’yı, sosyal devlet projeleriyle vatandaşının cebine koyarak, yani milli gelire vatandaşı ortak ederek, ona bu gelirden pay vererek tüketimi canlandırır ve iç pazarın genişlemesini sağlar.

Çin’in son yıllarda büyümesinin sırrı işte buradadır. Çin, Prof. Dr. Baş’ın ifadesiyle, Milli Ekonomi Modeli sayesinde 1,5 milyarlık iç pazarını keşfetti.

Emeklimize dönecek olursak, Milli Ekonomi Modeli’nde yaşlılarımız da tüketme kabiliyeti açısından ekonomik bir değerdir. Bakın, Modelin bu yönünü fark eden ve Milli Ekonomi Modeli kongrelerinde sunduğu tebliğleri bu yönde yapan İtalyan Profesör Francesco Daveri neler söylüyor:

“Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli, insana tüketici olarak değer verdiği için, yaşlansa da, bu model açısından insanların değeri azalmıyor. İnsanlar, belli bir yaşa vardığında artık sizin bu sistemde yeriniz yok, çıkın gidin, diye kimseye yol gösterilmiyor.

Milli Ekonomi Modeli, çok ciddi bir devlet gücü, ciddi ve güçlü devlet imkanları olan bir devlet öngörüyor. Milli Ekonomi Modeli’nin sosyal güvenlik sistemi, devletin bir başka temel yatırımdan kaynak keserek sosyal güvenlik ve hakların sağlanmasına kaynak ve bütçe oluşturmuyor; bilakis sistem kendi kaynağını kendi içinden oluşturuyor. Böylece devletin diğer temel görevlerini ve yatırımlarını icra etmesini de aksatmıyor.”

Müslüman bir Türk’ün modelinin bu güzelliğini bir İtalyan Profesör görüp takdir ediyor, bizimkiler ise hala vurdumduymazlığa devam ediyor.

Gören, uygulayan kazanıyor; görmezden gelen ise sürünmeye devam ediyor.

Milli Ekonomi Modeli ile emeklilerimiz hiç kimseye muhtaç olmayacakları devlet garantili mükemmel bir yaşam standardına ulaşacaklar, ama tabii ki isterlerse…

Şunu asla unutmayalım ki, bizi insanca yaşayabileceğimiz haklarımıza Milli Ekonomi Modeli’nden başka bir ekonomik sistem asla ulaştıramaz.

O halde devletiyle, milletiyle yapmamız gereken, Prof. Dr. Baş’ı ve çözümlerini gizlemek değil, her yerde aşikar etmektir, baş tacı etmektir.

Kaynak: Murat Çabas /Yeni Mesaj – http://www.yenimesaj.com.tr/maaslar-eriyor-H1321400.htm